Şule Arınç: Benim Londra’m

Notting Hill
Kensington

Yaklaşık 22-23 sene evvel hayata yeni atılmış; gezmeye, görmeye, tatmaya aç zamanlarımdaydı ilk Londra seyahatim… Sanırım hayal bile edemezdim, bir gün evim dediğim yerin burası olacağını… En iyi okullarında 3 çocuk yetiştirip, ingiliz çocuklarına mantı açmayı, Türkçe şarkılar söylemeyi öğreteceğimi! Finans kariyerimden tamamen farklı bir yol çizip; dinamik, sonsuz fırsatlar sunan bu harika şehirde bir iç tasarım atölyesi idare edeceğimi düşünebilmem ise imkansız gibiydi.

Biliyor musunuz havasına bile alışılıyor Londra’nın… Yağmurun çamur ile özdeşleşmemesini, yazının bahar keyfinde geçmesini, beyaz spor ayakkabılarımı 12 ay kirletmeden giyebilmeyi cok seviyorum Londra’da. Çocuklarımı her anne gibi okula kendim götürmek, sabah kalkınca beş benzemezi üzerime çekip kendimi sokağa atabilmek, güne çok erken başlayabilmek, aşağı yukarı her semtte çıkıp çimenlere yayılabileceğim temiz bir yeşil alan bulabilmek Londra hayatımın küçük ama paha biçilmez vazgeçilmezleri.

Turist olarak gelinen kalabalık, gürültülü Londra ile bizim yaşadığımız Londra birbirinden iki ayrı gezegen kadar farklılar. İstanbul’da da Nişantaşı, Etiler, Bebek’de insan bir ömür geçirmez mi? Benim küçük dünyam da burada Notting Hill, Kensington and Chelsea üçgeninde… Arada nefes almaya, sokak modasını takip edip, genç trendleri anlamaya, tasarım ofislerini ziyarete East London’a, özellikle Shoreditch, Clerkenwell, Bermondsey taraflarına kaçıyorum tabii ki. Oralarda ruhumun sanat, moda, tasarım açlığını doyurup, enerji depolayıp kendimi gene Kensington and Chelsea’nin rutinine teslim ediyorum.

Shoreditch House, İstanbul’daki Soho House tadında, açık havuzundan, gym’ine, bar ve restoranlarına kadar her tür aktiviteyi barındıran çok güzel bir mekan. Hemen altındaki Pizza East ve bir blok aşağısındaki Dirty Bones müthiş genç ve dinamik mekanlar. Yolunuz oralara düşerse ve benim gibi spor ayakkabı takıntınız varsa Nike Lab ve Sneakers n Stuff‘ a uğramadan ve üzerine Dirty Bones‘un “The Mac Dady” burgerlerini tatmadan dönmeyin derim.

Clerkenwell ise son 15 yılda tamamen bambaşka bir kimliğe dönüştü. Endüstriyel, sevimsiz, soğuk bir semtten, tasarım ve mimari ofislerinin birbiri ardına yerleştiği ve beraberinde müthiş gastro pub’ların, kafelerin cool iç dekorasyonları ile birbiriyle yarıştığı bir tasarım merkezi oldu. Çok vaktiniz yok ama buranın havasını tatmak mı istiyorsunuz? Clerkenwell-London concept store tek durak olabilir.  Hemen kuzeyindeki Sadler’s Wells‘deki çağdaş dans gösterilerini ise, sakın kaçırmayın.

Bermondsey denince aklıma ilk ve tartışmasız olarak White Cube sanat galerisi geliyor. Nasıl bir mekan ve nasıl bir yatırım, gözlerinizle görmeniz lazım… Sanki küçük bir müze! Her yeni açılan sergi adeta öncekiler ile yarışıyor. Buraya kadar geldiyseniz, Bermondsey caddesindeki küçük dükkanlarda mutlaka kaybolun, üzerine de Jose Pizarro‘da güzel, keyifli bir tapas ziyafeti çekin derim.

Tate Modern mutlaka görülmeli demiyorum, nasılsa biliyorsunuzdur…  Ama gitmeyi kafanıza koyduysanız, bir değişiklik yapın ve mutlaka taksinizden veya metronuzdan Thames’in kuzey kıyısında inip, “Millenium Footbridge”den yürüyerek, müzeye varın. Hele bir de açık, güzel bir gün yakalamayı becerirseniz işte gerçek Londra o noktada tadılır. Arkanızda St Paul’s Cathedral, solunuzda Tower Bridge, sağınızda Millenium Eye ve önünüzde müzenin görkemli bacasını göreceksiniz.

Shoreditch House
Clerkenwell
Romeo ve Juliette
202 Cafe
Casa Cruz

Tate Modern’in hemen yaninda Shakespeare’s Globe‘da, yıl içinde  çeşitli Shakespeare oyunlarını 16. Yüzyıl’daymışsınız gibi izleyebilirsiniz. Önümüzdeki yazın ilk yarısında “Romeo ve Juliet”, ikinci yarısında ise “King Lear” gösterimde… Hemen yanındaki Playhouse Theatre‘a da bir göz atın. Benim bir çok hafta sonum küçüklerimle o büyülü ve sımsıcak mekanda “Küçük Kibritçi Kız” gibi çoğumuzun küçücükken okuduğu masalların güncel uyarlamalarını seyrederek geçiyor. Size de şiddetle tavsiye ederim…

Biraz sanattan, tasarımdan çıkalım günlük hayata girelim diyenlere Notting Hill ve Westbourne Grove diyorum… Notting Hill kalburüstü sanatçı camiasının oturmayı tercih ettiği bir semt. Bir sokağında milyon pound’luk evler, hemen köşeyi dönünce devletin ihtiyacı olanlara sağladığı lojmanlar var. Çoğunluğun Granger-Mania‘sının tersine ben 202 Café’nin müdavimlerindenim. Sabah giderseniz, Londra’nın en güzel muffin’lerini burada bulabilirsiniz. Öğlen yemeklerinde ise, sağlıklı, leziz ve hafif salatalar konusunda çok başarılılar… Güneşli günlerde ise dışarıda masa bulabilirseniz hemen kapın ve bir daha kalkmayın! Notting Hill “yummy mummy”leri ve pusette henüz okul çağina gelmemiş (büyük ihtimalle ailenin 4 veya 5. çocukları olacaktır, Londra’da çok çocuk çok moda) çocuklarıyla Bonpoint ya da Caramel kaşmir battaniyeleri ile önünüzde salınırken gözünüze de bir ziyafet sunacaklar… Biraz büyümüş kız çocukları, “I love Gorgeous” dan aldıkları şenlikli elbiseleri, prenses taçları ile gününüzü daha da renklendirecekler. Hemen ileride Farmacy adlı sadece vejeteryan menüsü olan güzel bir kafe daha var. İlle de et, balık demiyorsanız güzel bir ortamda yeni ve enteresan tatlar deneyebilirsiniz. Westbourne Grove’da alışveriş de şahane… Matches ve Joseph’e gidip büyük isimlerden ya da yeni tasarımcılardan özenle seçilmiş parçalar bulabilirsiniz. Mutlaka Joseph’i duymuşsunuzdur ama Notting Hill Joseph’in ürün seçimi farklıdır. Denemenizi tavsiye ederim. Yanında James Perse, Orlebar Brown, Melissa Odabash, Heidi Klein ve dahası… Biraz antika merakınız da varsa Portobello’dan her geldiğinizde küçük aksesuarlar alıp, İstanbul’da çay saatlerinizi keyiflendirebilirsiniz. Kensington Park Road üzerinde E&O ve karşısında yeni açılan Peyotito akşamları Notting Hill gençlerinin favori restoranları. Daha upscale bir yer isterseniz mutlaka Casa Cruz‘u denemelisiniz. Sanırım gittiğim en seksi mekan! Bence menünün yıldızları “Corn Mash” ve “Blackened Chicken”. Öncesinde ise kokteyl olarak güzel bir “Old Fashioned” alıp kendinizi hayatın en tepesinde hissedebilirsiniz. Oscar Wilde demiş ki” Londra da bir yemek masasına hakim olabilen, tüm dünyaya hakim olabilir!” O an için hakimiyet sizde şüphesiz!

Şule Arınç

www.ateliert-delight.com

DM Bavul: Londra İçin Öneriler

Benzer Yazılar