Derin’in Parisi…

Hotel Costes
Le Castiglione

Akşam yemeği:

Eğer benim gibi balık seviyorsanız ilk tavsiye edeceğim yer Le Duc. Size tek tek ne yemenizi söylememe gerek yok. Hemen hemen tüm menüyü gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. Daha yenilikçi bir balık restoranı denemek isterseniz Les Fables de la Fontaine‘i kaçırmayın derim.

Le Stresa yıllardan beri üç İtalyan kardeşin keyifle işlettiği, son derece lezzetli yemekleri ve sıcak atmosferi ile Paris’e her gittiğimde uğradığım bir adres.

L’Atelier de Jöel Robuchon… Anlatılmaz yaşanır. Tek önerim masa yerine barda oturmanız yönünde olur.

Paris moda haftasında en özel partilerin olduğu, tarz sahibi insanların uğrak yeri Caviar Kaspia.. Hem yemeği hem de müşterilerinin güzel enerjisi ile akşam yemeğinizi daha da keyifli kılacağına emin olduğum çok eski bir rus lokantası.

Daha önce gitmediyseniz L’Ami Louis tipik bir Fransız mutfağı. Mekanın ufacık olması, sahibi ve garsonların müşteriyle olan komik diyalogları zaten çok lezzetli olan yemekleri daha da sıcak bir ortamda tatmanıza imkan veriyor.

Paris’in en güzel zamanı Mayıs, Eylül ve Ekim ayları. Hava mis. Tüm gün yürümek, açık havada oturmak ve geç kararan havayla günü maksimumda değerlendirebilmek açısından…

Paris’de bu zamanlarda yemek için  dışarıda oturabileceğiniz bir sürü mekan var ama canınız hamburger isterse Ferdi‘yi tek geçerim. Çok karakterli, çok küçük ve çok bensel bir mekan.

Paris için romantik şehir derler ya,  aslında  herkes yaşadığı ya da yaşamak istediği duyguyu arıyor bu şehirde… İşin güzel tarafı da bu zaten. Paris senin duygunu besler. Mutluyken daha mutlu, üzgünken seni daha da dibe çeker. Bütün tarihi şehirler gibi… Sokaklarında yürürken geleceğe dair işaretler verir…

Yazan: Derin Mermerci

Kahvaltı:

Paris’e gittiğimde Place Vendome civarında kalmayı tercih ettiğim için, en keyif aldığım kahvaltı yeri: Le Castiglione. Baharda, Hotel Ritz‘in avlusunda, kuş sesleri eşliğinde kahvaltı etmek bana hep keyif vermiştir. Eğer geç kahvaltı etmeyi tercih edenlerdenseniz, Hotel Costes‘un menüsünde bulunan bebek ıspanak yapraklarıyla donanmış lor peynirli beyaz omlet benim favorilerim arasında. İş toplantıları için ideal ve daha resmi bir atmosfer için de Hotel le Meurice‘de kahvaltı etmenizi tavsiye ederim.

Öğle yemeği:

Benim için Paris demek yürümek demek. Hele bir de hava güzelse, tüm günümü yürüyerek geçirmeyi tercih ediyorum. Öğlen saatlerinde Saint-Germain tarafındaysam, Cafe La Croix Rouge hızlı bir öğle yemeği için sıkça tercih ettiğim bir mekan. Bir tık daha şık ve güzel ambiyansı olan Ralph’s, hem iç hem dış mekanında uzun uzun oturabildiğim, yemeğini de çok sevdiğim bir restoran. Place des Invalides civarında günümü geçiriyorsam, De Chez Eux çok bensel ve tipik bir Fransız restoranı. Pötikare masa örtüleri, servis arabası ile gelen müthiş lezzetli başlangıçlardan gözüm dönüp hepsini masaya istemişliğim vardır. Hele ki mercimek salatası… Güzel bir kırmızı şarap eşliğinde hem yemek yiyip hem arkadaşlarımla uzun uzun sohbet edebildiğim bir mekan.

Hem öğlen hem de akşam yemeği için Le Divelec, Le Stresa, Fontaine du Mars, Les Fables de la Fontain en sevdiklerim, hepsini tavsiye ederim.

L'Atelier de Jöel Robuchon
L'ami Louis

Barlar:

Paris’in barları karakteristik özellikleri vardır.  Benim için bar sadece içki içilen bir yer değildir. Atmosfer, insanlar, barmen hepsi birbirini tamamlar… Günlük koşturmacanın dışına çıkıp kendine veya başkalarına  bakmanı/ bakmamanı sağlar.

Hemingway Bar benim için özel anlarıma, dostuklarıma eşlik eden bir mekandı. Son gittiğimdeyse zamana yenilen turistik uğrak noktalarından birine dönüştüğünü farkettim.  Kötü mü? Değil ama eski havası yok. Yine de akşam yemeği öncesi ya da sonrasında keyifli zaman geçirilebilecek yerlerden biri. Biraz da kiminle ya da kimlerle gittiğinize bağlı.

Yine Ritz Hotel’in içindeki Bar Vandome ise yenilenmiş haliyle tavsiye edebileceğim yerlerden biri. Barmen Frederics’in ikramı, sunumu mekanı daha da bağlayayıcı hale getiriyor.

Mathis Bar da yine çok keyifli zamanlarımın geçtiği, Paris’in bensel lokallerinin uğruk yerlerinden biri…Tabi ki yürürken, ayak üstü uğrayabileceğiniz nice güzel, küçük, lokal barlarla da karşılaşmak mümkün..

Ferdi, benim için Paris’teki en karakteristik bar. Muhtemelen içebileceğiniz en iyi Mojito’yu orda yapıyorlar. Çok ‘cool’ lokallerin uğrak yeri.

Gece klübü:

Hem müziği hem de cool kitlesiyle Raspoutine (Cabaret Russe) benim için bir klasik.

Hemingway Bar
Ferdi Bar

Benzer Yazılar