Özlem Avcıoğlu: Milano

Bulgari Hotel
Mandarin Oriental

Milano tasarım ve moda kültürü ile dünyaya şekil veren, dünyayı derinden ekileyen, tasarım ve modanın izlerini günlük hayata taşıyan çok sevdiğim bir şehir…

Milano’nun benim hayatımda önemli bir yeri var. Babam mobilya sektöründe olduğu için annem ile her sene fuara yaptıkları seyahatlerden bana yolladıkları kartpostallara bakmakla geçti çocukluğum. Daha sonraları ben de zevkim ve işim için tasarım fuarı sırasında ziyaret etmeye başladım Milano’yu. En sevdiğim şehrin en hareketli, canlı olduğu hafta, bahar ayına da rastlaması dolayısıyla tasarım haftası oluyor. En son Nisan başı yine oradaydım ve klasikleşmiş yerlerimi ziyaret ettim ve tabii yeni yerler de keşfettim.

İç tasarımı Antonio Citterio tarafından yapılan ve geçen sene açılan Mandarin Oriental ve Bulgari şehirde kalmak için tercih ettiğim, lokasyon olarak harika aynı zamanda da rahat ettiğim oteller.

Milano için bir gurme şehri diyebiliriz. İtalyan ve dünya mutfağının en iyi örneklerini burada bulmak mümkün. 1958 yılından beri bir Milano klasiği olan Da Giacomo balık restaurantı ve öğlenden gece yarısına kadar servis yapan hemen yanıbaşındaki Bistro da Giacomo her gidişimde mutlaka uğradığım yerler. Lezzetli mutfağının yanısıra bir aile işletmesi olan Da Giacomo’da kurucusu Giacomo Bulleri’yi her ziyaretimde görmek çok hoşuma gidiyor.

Sabahları ufak sokak barlarında ayakta bir espresso ile güne başlamak bana iyi gelir her zaman. Kahvaltı için tercihim Pave gibi mahalle cafeleri. Alessandro Lo Piccolo ve  Giancarlo Petriglia nin yaratıcısı olduğu The Small restaurant öğle yemeği için gittiğim çok eğlenceli bir lokanta dükkan. Antikalarla dolu olan bu değişik restaurantta gördüğünüz her şey satılık aynı zamanda. Kafe olarak son gözdem Prada grubunun satın aldığı Pasticceria Marchesi 1824. Geçen sene Via Montenapoleone’de açılan tarihi pastane bu sene ikinci şubesini Galleria Vittorio Emanuele’de açtı. Ve tasarım haftasının en gözde buluşma yerlerinden biriydi. Bu sene en son keşfim, ‘Flower Bistro’ Potafiori. Bir kısmı çok şık çiçek buketlerinin hazırlandığı yerde kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri de sunuluyor. Gündüzleri çiçek buketleri hazırlayan sahibi Rosalba Piccinni akşamları piyanonun başına geçip yemeğe gelenlere o anda içinden gelen şarkıları söylüyor.

Göz zevkim için Nilufar Depot ve Nilufar Gallery gezmeden gelmediğim yerler. Yıllardır ‘Mid Century Modern’ limitli olarak üretilen mobilya eserleri satan Nilufar Gallery’nin sahibi Nina Yashar, Milano’nun biraz dışında bulunan 1500 metrekarelik iki kata yayılmış deposunun kapılarını sonunda halka açtı. Nilufar Depot adeta tasarım ‘master class’ı gibi… Massimiliano Locatelli ‘nin akışkan masaları, Martino Gamper’in abstrakt oturma üniteleri, Oscar Niemeyer’in koltuk ve şezlongları ile bence şehirdeki tüm galerilerin en iyisi… Nilufar Gallery ise zaten şehrin en ünlü alışveriş caddesi Via della Spiga üzerinde. Göz atmadan dönmemek lazım…

Nilufar Depot
Pasticceria Marchesi
Nilufar Depot
Rossana Orlandi
Corso Como 10
Nonostante Marras

Spazio Rossana Orlandi yine uğramadan dönülmeyecek yerlerden. İtalya’nın tasarım kraliçesi Rossana ile nefis bahçesinde karşılıklı kahve içmek ve sohbet etmek benim için büyük zevk. Corso Como 10 kafesi, restoranı, sergi salonu, kitapçısı ve iyi bir moda seçkisi ile sevdiğim konsept mağazalardan biri. Bir başka konsept mağaza ise Sicilyalı moda tasarımcısı Antonio Marras’ın kıyafetlerini satan Nonostante Marras. Zona Tortona tarafında bulunan bu konsept mağazada antika objeler, kitaplar, servis takımları rüya bir ortam içinde karışık bir şekilde sergileniyor.

Çağdaş sanat için ise uğramadan gelmeyin diyeceğim iki yer var. Şehre 40 dakika uzaklıkta bulunan Pirelli Hangar Biccoca vakfa ait 15000 metrekarelik bir alan. Mekanın tamamından ve Anselm Kiefer‘in buraya özel yaptığı yedi dev kuleden oluşan ‘The Seven Heavenly Palaces’ işinden çok ekilendim. İnsanların yanında karınca gibi kaldığı kuleler 2004 yılından beri sadece hangarın bir kısmını kaplıyor.

Rem Koolhaas ve OMA tarafından tasarlanan eski içki fabrikasından sergi alanı, sinema ve konferans salonu ve kafe gibi müthiş bir platform yaratılan Fondazione Prada’ya özellikle de altın sarısı binası ‘Haunted House’ a bayıldım. Her zaman iyi sergiler bulabileceğiniz yerin en sevdiğim taraflarından biri Wes Anderson’ın tasarladığı cafe Bar Luce…Her ne kadar Anderson gerçek bir Milano cafesi yarattım dese de insan kendini film setinde gibi hissediyor.

http://travelmodus.com/

Rossano Orlandi ve Özlem Avcıoğlu

Benzer Yazılar